tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2022 Pazar

Mona Lisa tablosundaki korkunç sır ne.


Kim bu Mona Lisa. hangi çağda yaşadı. esrarengiz gülüşünün ardında neler saklı...buna geleceğiz fakat Mona Lisayı bu kadar abartmak gereksiz olabilir miydi? Pascal Cotte, mona lisa tablosunun derinine inmek istiyor ve bunu en ince ayrıntısına kadar yeniden oluşturulan bir tarama ortamında 240 milyon piksel çözünürlükle 13 ışık dalga boyunu kaydederek yapmak istiyordu . Tablonun 4 farklı katmanı günümüz teknolojisi ile gün yüzüne çıkarıldı. Leonardo hayatının bir kısmında, henüz 10 yaşlarında yanına aldığı fakir bir ailenin cocuğu olan giam giacomo oreno isimli genç , ilerleyen yaşlarda yaptığı yaramazlıklar ve kötü davranışlar nedeniyle da vinci tarafından "salai" yani "küçük şeytan" lakabını alacaktı. Çoğu kişiye göre salai, da vincinin çizimleri için ilham kaynağı, çırağı, sevgilisi belki de üçü birdendi.

Salai yi bir kaç tabloda yansıtan leonardo, onunla bir ilişki içinde olabilir miydi? Örneğin Beraber bulundukları bu resim. Çiziliş amacı bilinmiyor. Fakat Salai nin birebir çizilen bu portesi ilginç sırlar barındırıyor olabilirdi çünkü salai da vincinin hayatında yer alan önemli biriydi. Aslında düşünüldüğü gibi de oldu. Tablo mona lisa nın tablosuyla karşılaştırıldığında burun, çene yüz hatları ve gülüş inanılmaz derecede benzerlik göstermekte. bu tesadüf olamaz. Leonardo hiç adını sanını duymadığımız ve kim olduğu ailesini eminen bilmediğimiz mona lisa isimli birini neden ve neye bakarak resmetmişti. Bu soruyu sorduğumda cevabın aslında çok yakında olduğu açıktı.

Who is this Mona Lisa? What era did he live in? What's hidden behind her mysterious smile... we'll get to that, but could it be unnecessary to exaggerate the Mona Lisa so much? Pascal Cotte wanted to dig deeper into the mona lisa painting, and he wanted to do so by recording 13 light wavelengths with a resolution of 240 million pixels in a reconstructed scanning environment. 4 different layers of the painting were unearthed with today's technology. A part of Leonardo's life, when he was only 10 years old, the young man named giam giacomo oreno, who was the child of a poor family, would be nicknamed "salai", that is, "little devil", by da vinci due to his misbehavior and bad behavior at a later age. For many, Salai was the inspiration for da vinci's drawings, his apprentice, his lover, perhaps all three.

Could Leonardo, who portrayed Salai in several paintings, be in a relationship with him? For example, this picture they found together. The purpose of the drawing is unknown. But this one-to-one portrait of Salai might have held interesting secrets because he was an important person in da vinci's life. It actually happened as expected. When the painting is compared to the painting of the mona lisa, the nose, chin facial features and smile are incredibly similar. This cannot be a coincidence. Leonardo had painted a man named mona lisa, whose name we have never heard of and whose family we do not know for sure, why and by looking at what. When I asked this question, it was clear that the answer was actually very soon.

29 Kasım 2021 Pazartesi

25 Mayıs 2014 Pazar

Necip Fazıl Kısakürek anılıyor

Necip Fazıl Kısakürek, doğumunun 110. yılında mezarı başında anıldı.

Eyüp Belediyesi tarafından Kısakürek için Eyüp Sultan Mezarlığı'ndaki kabri başında anma töreni düzenlendi.

Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başlayan törende konuşan Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın, Kısakürek ile vefatından 2 yıl önce tanışma fırsatı olduğunu belirterek, "Biraz 'asabi ihtiyar' profili çiziyordu. Biraz çekinerek konuşuyorduk. Ancak zaman geçtikçe müthiş bir merhamet sahibi olduğunu, müthiş bir sevgi halesi içerisinde olduğunu müşahede ettim" dedi.

Kısakürek ile yaptığı her görüşmeden çok fazla istifade ettiğini dile getiren Aydın, usta şairin "Sultan-ı Şuara" (şairler sultanı) unvanına sahip olduğunu ifade etti.

Aydın, Kısakürek gibi şairlerin sadece şair olmadığını, aynı zamanda büyük mütefekkirler olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Şairler, düşünce dünyamızı genişleten, önümüzü bizlere gösteren kişilerdir. Necip Fazıl üstadımız da bu anlamda bir önderdir. Ashabın yıldızlarından bir tanesidir. Dolayısıyla bu törenleri ritüel boyutundan çıkarıp, daha öte bir anlama taşımamız gerekiyor. Bu değerlerimizin bizim düşünce dünyamızda ve elbette ki, medeniyet dünyamızda açtığı çığırları hissetmemiz, müşahede etmemiz ve bunları zenginleştirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Umarım bu törenler, bunlara vesile olur. Gençlerimizin ve mevcut nesillerimizin üstadın eserlerini didik didik etmelerini şiddetle tavsiye ediyorum."

Konuşmaların ardından, gazeteci-yazar Ali Erkan Kavaklı da Kısakürek'in hayatına ve eserlerine ilişkin bilgi verdi.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Bu eski uzay kapsülü 1 milyon euro'ya satıldı.

Sovyetler Birliği döneminden kalma bir uzay kapsülü 1 milyon Euro'ya satıldı.

Merkezi Almanya'nın Köln kentinde bulunan Lempertz Müzayede Evi tarafından Brüksel'de düzenlenen açık artırmada, uzay yolculuğu tarihine ait bazı önemli eşyalar satışa sunuldu. 

Bunlardan biri "Voswraschtschajemi Apparat" (dönüş kapsülü) adı verilen bir uzay kapsülüydü. 2.2 metre yüksekliğindeki ve yaklaşık 2 ton ağırlığındaki kapsül, 1970'li yıllarda 3 kozmonotu uzaya taşımıştı. 

Müzayede öncesi kapsülün elden geçtiği ve boyandığı belirtildi.

Yine Sovyetler Birliği döneminden kalma iki kozmonot giysisi de açık artırmada satılan eşyalar arasındaydı. 


Uzay kapsülü, kimliği gizli tutulan bir kişi tarafından 1 milyon Euro'ya satın alındı. "Sokol-KV2" model uzay giysileri ise 50 ve 55'er bin Euro'dan alıcı buldu. (DW Türkçe)

4 Mayıs 2014 Pazar

Mısır piramitlerinin sırrı.

Mısır piramitlerinin sırrı 'ıslak kumlar' mı?

Hollandalı bir grup bilim insanına göre, Mısır piramitleri "dev vinçlerle" değil ıslak kumlar üzerinde kaydırılan taş kızaklar sayesinde yapıldı. Bulgu, enerji tasarrufu için yararlı olabilir.

Dünyanın "7 harikasi" arasında yer alan Mısır piramitleri, yüzyıllar boyu hep ilgi odağı oldu. Dev kayaların nasıl olup da üst üste konulduğu, hangi teknolijiyle böylesi görkemli bir yapıtın ortaya çıkarıldığına ilişkin tartışma hiç bitmedi.

Devasa vinçlerden söz edenler de oldu, Antik Mısırlıların bugün bilinmeyen üstün bir teknolojiye sahip olduğunu savunan da. Hatta, piramitlerin "uzaylılar tarafından yapıldığını" söyleyenler de...

Amsterdam Üniversitesi'nden bir grup bilim


insanı, piramitlerin yapılışına ilişkin çok önemli bir bulgu ortaya koydu. Dev yapıların oluşumundaki en önemli etkenin "ıslak" çöl kumu olduğu düşünülüyor.

Hollanda'da yapılan araştırmaya göre, Eski Mısırlılar, piramitleri oluşturan taşları "ıslatılmış kum" üzerinde sürükleyerek inşa ettiler.

Laboratuvar deneyi

Amsterdam Üniversitesi ve Madde Üzerinde Temel Araştırma Vakfı'ndan (FOM) bir grup fizikçi, laboratuvar ortamında piramitlerin yapılışına ilişkin bir deney gerçekleştirdiler.

Kum dolu bir kova içine eski Mısırlılar'ın kullandığı "taş kızak" yerleştiren fizikçiler, sürtünme sonucu ortaya çıkan enerjiyi hesapladılar.

Kovadaki kuma, bir miktar su eklenince kumun içinde kılcal köprüler oluştuğu ve sürtünmenin daha azladığı belirlendi. Kılcal tüneller nedeniyle taş kızakların kum üzerinde daha sorunsuz ve hızlı hareket ettiği anlaşıldı.

Yapılan deney sonunda, eski Mısırlılar'ın piramitlerin yapımında büyük olasılıkla bu yöntemi kullandıkarı açıklandı. Fizikçilerin elde ettiği bulgulara göre, Mısırlılar piramitlerin yapıldığı inşaat alanının çevresindeki kumları ıslattılar. Piramitleri oluşturan taşları, ıslak kumlar üzerinde kızaklarla taşıdılar.

Kumlar ıslatıldığı için sürtünmenin en aza inmesi nedeniyle, taş kızakları sadece hafifçe itmek yeterli oldu. Kızakları çekmek için fazladan güce ihtiyaç kalmadı. Bu nedenle daha az sayıda işçi istihdam edilerek piramitlerin inşaatı tamamlandı.

Duvar çizimi

Madde Üzerinde Temel Araştırma Vakfı'na (FOM) göre Eski Mısırlılar da "ıslak kumların yararı" üzerine düşünmüştü.

FOM, bu görüşünü Deir el - Bersha'da bulunan Firavun Djehoetihotep'in mezarındaki duvar çizimlerine dayandırıyor. Mezar duvarındaki çizimlerde, piramitlerin kızakla taşınışı anlatılıyor. Duvar resminde kızağın önünde kumları ıslatan bir kişi bulunuyor.

Hollandalı bilim insanlarının yaptığı araştırmanın sonucu "Physical Review Letters"da yayımlandı.

Hollandalı fizikçilere  göre, araştırmanın sonuçları piramitlerin yapımına olduğu kadar bugünün uygulamaları için de ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

"Granül" haldeki kumun özelliklerinin tam olarak anlaşılamadığını vurgulayan araştırmacılara göre; granül maddelerin taşıma, işleme ve optimize etme gibi alanlarda kullanımı ile önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlanabilecek.

26 Nisan 2014 Cumartesi

Mihrimah Sultan gerçekte nerede nasıl öldü?

Star Tv’nin ilgiyle izlenen Dizi’si Muhteşem Yüzyıl Final Bölümü için gün sayarken, Dizi’de anlatılan hayatları ile Tarihte isimlerinden çok söz edilen Sultan Süleyman, Hürem Sultan ve çocukları hakkında derlediğimiz haberler sayfamızda oluşturuldu.


Kanuni Sultan Süleyman'ın ve Haseki Hürrem Sultan'ın çocuklarının hayatları ve ölüm nedenleri çok merak ediliyor. Bizlerde bu haberimizde, Mihrimah Sultan’ın yaşamı ve ölümü ile derlediğimiz haberleri okurlarımıza sunuyoruz. Mihrimah Sultan nasıl yaşadı? Mihrimah Sultan, Hürrem Sultan’ın kaçıncı çocuğu? Mihrimah Sultan kaç yaşında neden öldü?

Doğum Mihrimah Sultan
21 Mart 1522
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm 25 Ocak 1578
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
İkâmet İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
Diğer adı Mihr-i Mah Şah-i Sultan
Din İslam
Ebeveyn(ler)Hürrem Sultan, I. Süleyman
Eşi Rüstem Paşa
Çocukları Ayşe Hümaşah Sultan
Murad Bey
Mehmed Bey
Mihrimah Sultan (21 Mart 1522, İstanbul - 25 Ocak 1578, İstanbul), Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan’ın kızı.

İlk yılları
1522’de, Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan’ın Mehmed’den sonraki ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Mihrimah Sultan’ın doğumundan 2 yıl sonra da Hürrem Sultan, I. Süleyman’ın ölümünden sonra yerine geçecek olan diğer çocuğu II. Selim’i dünyaya getirdi.
Gençlik yılları
Mihrimah Sultan’ın 1548’de Lehistan Kralı II. Zygmunt’a tahta geçmesi dolayısıyla gönderdiği kutlama mektubu
1539’da 17 yaşındayken Diyarbekir Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirildi. Düğün töreni iki küçük erkek kardeşi Bayezid ve Cihangir’in sünnet düğünüyle birlikte At Meydanı’nda şölenlerle kutlandı. Rüstem Paşa bu evlilikten sonra sadrazam oldu ve 1544-1561 yılları arasında 2 yıllık bir süre hariç kesintisiz sadrazamlık yaptı. Bu evlilikten 1541’de bir kız çocukları dünyaya geldi.Daha sonra 1545 te Murat beyi,1547 de Mehmet beyi dünyaya getirdi.

Mihrimah Sultan yaşamı boyunca devlet işlerinde çok söz sahibi oldu. Babasını Malta’ya sefer düzenlemeye ikna etmek için kendi parasıyla 400 gemi yaptıracağına söz verdiği bile söylenir. Annesi Hürrem Sultan gibi Lehistan kralı II. Zygmunt August’la yazışmalar yaptı. Çok büyük bir servet sahibi oldu. 1540-1548 yılları arasında Mimar Sinan İstanbul’un Üsküdar ilçesinde cami Üsküdar İskele Camii, medrese, ilkokul ve hastaneden oluşan büyük bir külliye yaptı. Ayrıca 1562-1565 yılları arasında yine Mimar Sinan İstanbul’un Edirnekapı semtinde cami, çeşme, hamam ve medreseden oluşan Mihrimah Sultan Camii ve külliyesini yaptı.

Annesi 1558’de öldükten sonra babasına annesinin oynadığı danışmanlık rolünü oynadı. 1566’da babası öldükten sonra yerine geçen erkek kardeşi II. Selim’in saltanatı boyunca da danışmanlığını sürdürdü. Anneleri Hürrem Sultan ölmüş olduğu için kardeşi için adeta bir Valide Sultan rolünü oynadı.
Çocukları
Ayşe Hümaşah Sultan (1541-1594)
Murad Bey
Mehmed Bey
Son Yılları
Mihrimah Sultan 1578’de yeğeni (erkek kardeşinin oğlu) III. Murat’ın saltanatı sırasında öldü ve babası I. Süleyman’ın Süleymaniye Camii’ndeki türbesinde babasının yanı başında gömüldü.
Popüler Kültürdeki Yeri
2003 yapımlı Hürrem Sultan adlı televizyon dizisinde Özlem Çınar tarafından canlandırılırken , 2011 yapımlı Muhteşem Yüzyıl Türk televizyon dizisinde Pelin Karahan tarafından canlandırılmakta.


Haber Kaynak: http://www.haber01.com/angajman/mihrimah-sultan-gercekte-nasil-oldu-h40477.html#ixzz2zylf3brg

Muhteşem Yüzyıl’da Rüstem Paşa Mihrimah Sultan’ı fena aldattı

 Muhteşem Yüzyıl dizisinin 133. Bölümün de Rüstem Paşa derin aşk beslediği Mihrimah Sultan’ın kendisine soğukluğundan artık bıktı. Aslında Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa’ya hiçbir zaman derin bir aşk başlamayacağını daha evliliklerinin başında söylemişti. O dönemlerde Mihrimah Sultan’ın delicesine sevdiği Malkoçoğlu Bali Bey ile aralarına Rüstem Paşa bir kara kedi gibi girmişti.

Hürrem Sultan’ın baskıları sonucu çok gözyaşı dökse de “kardeşlerinin istikbali” için o dönemde Rüstem Paşa ile evlenmek zorunda kalmıştı. Mihrimah Sultan tüm dizi boyunca Rüstem Paşa’ya en fazla bir iki kez sevgi ile bakmıştır.

Star TV'nin izlenme rekorları kıran Muhteşem Yüzyıl dizisinin 133. bölümünde, Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evli olan Rüstem Paşa, beklenmedik bir aşk kaçamağı yaptı.

Osmanlı'ya sığınan İspanyol soylu Sinyora Mendez, ticaret amacıyla kendisini davet ettiği Rüstem Paşa'yı baştan çıkardı.

MİHRİMAH'I HEKİMLE YAKALAYAN RÜSTEM'İN İNTİKAMI

Eşinin hastalığı nedeniyle kendisini tedavi eden İspanyol hekim Pedro ile yakınlaştığını gören Rüstem Paşa, daha önce tanıştığı Sinyora Mendez'e "Artık başka çiçeklerin tadına bakacağım" diyerek aralarındaki ilişkiye yol vermişti.

Aslında tarihte Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkı da önemli yer teşkil ediyordu. Ancak dizi de bu durum tam anlamıyla işlenmedi. Mimar Sinan diziye geldiğinde izleyiciler tarafından büyük ilgi görse de izleyenler hayal kırıklığına uğramış ve bu aşka yer verilmemişti.

Ancak Hürrem Sultan’ın ölümüne ramak kala, dizi de heyecanı arttırmak için başka yan unsurlarda kullanılmaya başladı. Bunlardan en önemlisi de Mihrimah Sultan’ın hastalığı ve derdine deva olan Venedikli doktor Pedro.

Malkoçoğlu Bali Bey’den sonra ilk kez derin duygular hissettiği birini izledik. Pedro kendisine “ kaçalım” dese de; Mihrimah Sultan, Sultanlığını ve ailesini geride bırakıp ne yazık ki aşkının peşinden gidemedi. Rüstem Paşa’nın bu elektriklenmeyi fark etmesi de ne yazık ki Mihrimah Sultan ile arasında iplerin tamamen kopmasına sebep oldu.

Dizi boyunca ilk kez Rüstem Paşa Mihrimah Sultan’dan umudu kesti. Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte olması izleyiciler tarafından beklenen, fettan güzel Sinyora Mendes ile ateşli bir öpüşmeye imza attı

19 Nisan 2014 Cumartesi

Fatima'nın Eli nazardan korur mu?

El Sembolü

El motifi genelde duvarlara asılmak üzere yapılan resimlerde kullanılmıştır. Falname’deki bir minyatürde yer alan el motifinde parmakların üstünde yukarıda sözü edilen 5 kişinin adı yazılıdır. 

El simgesi ayrıca İslam’a göre en kutsal 2 kadın olan Hz. Fatıma ve Hz. Meryem’in sembolüdür. İnanışa göre Hz. Meryem İsa Mesih’i doğuracağı sırada tuttuğu dal bir el seklini almıştır. Bunun yanısıra el, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın simgesi olarak da kullanılmıştır. Hangi anlama gelirse gelsin bu simgenin nazarlık olarak insanları kötülüklere karsı koruyacağına inanılmıştır.

El motifinin Hz. Muhammed ve onun ailesine duyulan sevginin bir işareti olarak mezar taşlarına islendiği de belirtilmektedir. Bu mezar taslarının Caferi mezhebine mensup yörelerde yoğunlaştığı görülmektedir. El motifinin aynı zamanda İslam sancağının ellerde taşındığını ve bunun sürekliliğini simgelediği ileri sürülmektedir.

Fatma, kocası Hz. Ali'yi genç ve güzel bir odalıkla görünce o sırada pişirmekte olduğu helvaya şaşkınlıkla elini daldırır ve karıştırmaya başlar. Kocası, durumu fark edince Fatma'nın elini tencereden çıkartır. Fatma'nın eli, yüzyıllardır sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir. Bu nesne genellikle 'Fatma'nın Eli' olarak bilinilirse de Araplar arasında 'Hamse Eli' diye anılır. Hamse, 5 demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu'lar 'Humsa Eli', Musevilerse 'Hameş Eli' ya da 'Miryam'ın Eli' adını vermişlerdir. Kimi kültürlerde yukarıya dönük, kimi kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır."

Fatıma'nın Eli

Fatıma‘nın Eli, nazarlık olarak ve kötülüklerden korunmak, kem bakışlara karşı kullanılır. Hz. Muhammed‘in kızı Hz. Fatıma‘ya gönderme yapılır. Fatıma‘nın eli şans getiren bir tılsım olarak da kullanılmaktadır. Eski Türk‘lerde de Umay Ana‘nın elidir. Umay Ana sıkıntıda ve doğum yapmakta olan kadınlara yardım eder. Fatıma‘nın eli, birçok kültürde, kapılara çizilir. Endülüs‘teki Elhamra Sarayı‘nın girişindeki büyük taş el bir tılsımdır ve en güzel bir örnektir. Yaygın olarak kullanılan nazarlık ve takıdır.

Fatıma’nın elinin kem gözlerden koruduğuna inanılmaktadır. Kapı girişlerinin üzerine kötülükleri koruma amacıyla islenen motif biçimsel olarak Arapça harflerle “Ya Allah” yakarışını anımsatmaktadır.[9][6]

Fatıma'ya yönelik anlatılan mit şöyledir:

"Tanrı kâinatı yarattığında, daha siyah parçaları yokken, yer ve gök su iken, Kandilde bir Nur parladı. Bu nur’un içinde bir kadın gözüktü. Başında bir Taç, 2 kulağında 2 Küpe, belinde de bir Kemer vardı. Cebrail Nur içinde Kadın’ı görünce şaşkınlığa düştü. Hakk’a niyaz etti, kim olduğunu bilmek istedi.
Hakk’tan bir nida geldi; dedi: “Ey Cibril, O, Cennetin Seyyidesi Fatıma-tüz Zehra’dır.”
Cibril sual etti: “Ey Tanrım, ne kadar güzeldir.”
Tanrı buyurdu: “Biz O’nu nur âlâ nur’dan yarattık.”
Cibril sual etti: “Ya Rab, başındaki nedir?”
Tanrı buyurdu: “Başındaki Taç, Tac-ı Devlettir ki bu Muhammed Mustafa’dır.”
Cibril, belindekini sual eyledi.
Hakk buyurdu: “Ya Cibril, belindeki de Kemer olup, Fatıma’nın helâli olan Ali’dir.”
Cibril sual etti: “Kulaklarındaki nedir?”
Hakk buyurdu: “Şebber-ü Şübber (Hasan ve Hüseyin) Cennetin Efendileri.”

Bu mitik anlatımda Fatıma, başında tâcıyla bir kraliçe olarak tanımlanır. Nasıl ki Meryem Ana’ya cennetin kraliçesi denir, aynı şekilde Hz. Muhammed de Fatıma’nın cennet kadınlarının efendisi olduğunu söyler. Babası Hz. Muhammed, ona ayrıca “Ümmü Ebîha” yani "Babasının Annesi" takma adını verir. Ayrıca Hz. Muhammed'in soyu "kevser" olarak nitelenen Fatıma'dan devam eder ve kâh bereket kâh şifa için "Fatıma'nın Eli"nden yardım istenir. Bu benzerlikler ve niteliklerden hareketle Ana Tanrıça arketipiyle Fatıma arasında bir bağ kurulabileceği öne sürülür.[10]

Annemarie Schimmel de, "Tanrı'nın Yeryüzündeki İşaretleri" adlı eserinde Fatma'nın Eli'nin önemine dikkat çekiyor:

"Parlak gümüş ya da altın mücevherler üzerine kazınan ya da kırmızı boyayla çizilen, bazen de evi koruması için duvara çizilen 'Fatma'nın Eli', İslam dünyasında en sevilen muskalardan birine kaynak olmuştur. Bu el, genellikle Sufilerin kullandıkları asa ya da değneklerin baş tarafını oluşturur. Ayrıca Ali ya da 12 İmam'ın isimleri, bazen metal bir 'Fatma'nın Eli'nin üzerine kazınır".

Anadolu'nun pek çok yerinde Fatma'nın Eliyle ilgili inançlar mevcut. Konu hakkında görüşlerini aldığımız Prof. Dr. Beyza Bilgin, halk arasında genellikle kolye olarak kullanılan Fatma'nın Eli'ndeki 5 parmağın, sülalenin 5 üyesi, Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i sembolize ettiğini belirtiyor. "Annem fırına yemek koyarken dahi 'Benim elim değil, Fatma'nın eli koyuyor' derdi. İlaçla geçmeyen ya da ilaca gerek olmayan hastalıkların, Fatma'nın Eli'yle dokunulduğunda, dua okunduğunda iyileşeceğine inanılır" sözleriyse bu inancın ne kadar hayatın içinde olduğunu kanıtlıyor. Prof. Bilgin, Hz. Fatma'nın Hz. Muhammed'in kızı olduğu ve bilgileri ilk elden öğrendiği için önemli olduğunun da altını çiziyor.

Yahudilik'te Hamsa ya da Miryam'ın Eli

Hamsa; İslam ve pagan kültürünün bir ürünü de olmasına rağmen günümüzde Yahudiliğin ve İsrail’in sembolü olarak anılıyor.Açık bir elin içine gömülü olan bir göz şeklinde olan, her kültürde değişik isimleri bulunan Hamsa’nın, Fatma’nın eli ve Miryam’ın eli gibi isimleri bulunuyor. Aynı zamanda İbranicede 5 anlamına “Hamesh” de bu sembol için kullanılan isimlerden biridir.

4 Nisan 2014 Cuma

Tıbbın korkutucu tarihi.



Geçtiğimiz yüzyıllarda Avrupa'da bir grup doktor. Dönemin belası olan veba hastalığından korunmak üzere bu kıyafetlerin içinde dolaşıyor. Maske içerisine lavanta çiçeği koyarak güzel kokunun hastalığı kendilerine bulaştırmayacağına inanılırdı. İnsanın beyaz önlüğe şükrettiği anlardan biri..


1937 tarihli bu fotoğraf aslında büyük bir trajediyi göstermekte.. Poliomyelit- yani çocuk felci - o yıllara kadar bir çok çocugun ölmesine, kurtulabilenlerin ise ciddi düzeylerde sakatlıklara mahkum olmasına sebebiyet veren bir hastalıktı . Bu hastalıktan en fazla mustarip olan ülkelerden biri de Amerika Bİrleşik Devletleridir. 1955 de  Dr.Salk aşıyı bulana kadar ise fotograftaki tedavi yöntemi uygulanmaktaydı.  Çocuk felcine neden olan virüs bazı şansız hastalarda beyin sapına yerleşerek buradaki solunum merkezini felç ediyor ve hastayı nefes alamaz hale getiriyordu. Buna engel olmak için yapılan bu ekmek fırını benzeri alet mekanik bir akciğer olup, çocukların nefes alıp vermesine yardımcı olmaya çalışsa da bu makinede aylarca yaşayan çocukların hemen hepsi hayatını kaybetmiştir.

22 Ocak 2014 Çarşamba

En kudretli osmanlı kadınları




"Kadınlar saltanatı" dönemi, türlü entrika ve büyük mücadelelere sahne olduğu kadar, hayatta kalabilme savaşının da verildiği bir dönemdi belki de... Geçmiş tarihimize damgasını vuran en 'kudretli' kadınları Tele Vizyon dergisi son sayısında mercek altına aldı.

Kuşkusuz bu kadınların gücünde, ihtirasları kadar, kendilerini ve oğullarını korumak zorunda oluşları da etkili olmuştu. Öyle ya da böyle... Onlar tarih boyu konuşuldu ve büyük olasılıkla konuşulmaya da devam edecek...

Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatan "Muhteşem Yüzyıl" dizisi, tarihçilerin bile hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığı "harem" olgusunu tartışmaya açarken, Meryem Uzerli'nin canlandırdığı Hürrem Sultan'la birlikte, Osmanlı saltanatına damgasını vuran güçlü ve ihtiraslı kadınlar da yeniden gündeme geldi.

Bir döneme hükmeden haseki ve valide sultanlar... Aslında sayıları bir elin parmağını geçmeyecek kadar az ve onların bir kısmını ismen de olsa biliyoruz. Kanuni döneminin sonlarında başlayıp, 1656 yılında Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazamlığına kadar devam eden dönemde, devlet yönetimi ve saray hayatında varlığını belirgin bir şekilde hissettiren bu kadınlar, bahsi geçen dönemin "kadınlar saltanatı" olarak anılmasına sebep olurlar.

Kanuni'nin Hürrem Sultan'dan olma kızı Mihrimah Sultan yaşamı boyunca devlet işlerinde çok söz sahibi oldu. 17 yaşındayken Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa'yla evlendi ve Rüstem Paşa bu evlilikten sonra sadrazam oldu.Babasını Malta'ya sefer düzenlemeye ikna etmek için kendi parasıyla 400 gemi yaptıracağına söz verdiği bile iddia edilen Mihrimah Sultan, annesinin ölümünden sonra, önce babasına, ardından kardeşi II. Selim'e danışmanlık yaparak valide sultan rolü üstlendi.

Kendisine derin bir aşk duyduğu söylenen Mimar Sinan, adına Edinekapı'da cami, çeşme, hamam ve medreseden oluşan Mihrimah Sultan Camii ve külliyesini yapmıştır.