din ve islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din ve islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2014 Perşembe

Müezzin bağış paralarını cebe indirdi.

Müezzin bağışı ‘cebe indirdi’

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde Bayülgen Camii’nde müezzin 47 yaşındaki M.B.’nin cemaatten cuma namazı sonrası ihtiyaçlar için toplanan yardım paralarını cebine koyması, bir vatandaş tarafından kamerayla görüntülendi.

Görüntüde M.B.’nin elindeki karton kutuda biriken paraları sayar gibi yaptığı, ardından etrafa bakınıp kimsenin kendisini izlemediğinden emin olduktan sonra paraları ceketinin iç cebine attığı görüldü.

 Aynı işlemi dört kez tekrarlayan ve her defasında paraları farklı bir cebine koyan müezzinin, yardım kutusuna atılan bozuk paraların bir bölümünü de aynı şekilde alması dikkati çekti.

Görevden alınmadı!
Olay sonrası vatandaşlar, kaydettikleri görüntüleri İlçe Müftülüğü’ne iletti. Bunun üzerine M.B., ilk olarak İlçe Müftülüğü’nün emrine alındı. M.B.’nin görevden alınmamasına vatandaşlar tepki gösterdi. İlçe Müftüsü İbrahim Türedioğlu müezzin hakkında soruşturma başlatıldığınısöyledi.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Nijerya Aşırı İslamcı Boko Haram'a karşı yardım bekliyor.

Boko Haram örgütünün 276 kız öğrenciyi kaçırmasının ardından tüm dünyanın dikkati Nijerya’ya çevrildi. Boko Haram, Nijerya’nın güvenliğini giderek daha fazla tehdit ediyor.

Nijerya'da öfke büyük. Aşırı İslamcı Boko Haram örgütünün saldırıları artıyor. Abuja'nın banliyölerinden Nyanya'da düzenlenen saldırılar da örgüt militanlarının başkente kadar ulaştığını gösterdi. Başkent sakinleri korku içinde. Terör endişesinin arttığı Nyanya'da bir Nijeryalı uluslararası toplumdan yardım istiyor:
"Buraya gelmeli ve bize yardım etmeliler. Durum çok kötü. Biz Nijeryalılar acı çekiyoruz. Bu ülkede artık güvenlik diye birşey yok. Devlet Başkanı deniyor, ama hiçbir şeyi değiştiremiyor."

Askerler deneyimsiz
ABD, kız çocuklarının kaçırılmasının ardından kurtarma çalışmalarına destek olması için ülkeye özel bir ekip gönderdi. Ancak Nijeryalılar bunun yeterli olup olmadığını sorguluyor. 12 yıldan beri varlığını sürdüren Boko Haram örgütü, kurucusu Muhammed Yusuf'un ölümünün ardından daha da radikalleşti ve kanlı saldırılar düzenlemeye başladı. Nijerya'daki İnsan Hakları Yazarları adlı sivil toplum kuruluşundan Nndozie Onwubiko, gelişmeleri kaygı ile izlediğini belirtiyor:
 Nijerya'da kaçırılan kız çocuklarının serbest bırakılması için düzenlenen bir gösteriden
Nijerya'da kaçırılan kız çocuklarının serbest bırakılması için düzenlenen bir gösteriden
"Bu kişiler geceyi kalkan yapıp geliyor, saldırıyor ve sonra ortalıktan yok oluyorlar. Silahlılar ve çok iyi eğitilmişler. Bu nedenle askerlerimizin çok yoğun bir eğitimden geçirilmeleri gerekiyor."
Bu yöndeki talepler uzun zamandır dile getiriliyor. Orduyu eleştirenler, askerlerin sadece geleneksel savaşlar için eğitim aldığına, hareket halindeki teröristlerle mücadele deneyimleri bulunmadığına dikkat çekiyor. Geçen yıldan beri sınırda teröristlere karşı düzenlenen askeri operasyonlardan alınan sonuçlar sınırlı. Konrad Adenauer Vakfı'nın Abuja temsilcisi Hildegard Behrendt-Kigozi, bu nedenle örgütle diyalog seçeneğinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor:

"Boko Haram'la ne zaman bir diyalog kurulabileceğini, bunun mümkün olup olmadığını ya da kısmen mi mümkün olabileceğini bilmiyorum. Bunun kısmen mümkün olacağına inanıyorum. Ama genel bir diyolog olur mu, emin değilim. Yakında diyaloğun başlamasını ve saldırıların ülkeye yayılmamasını umut ediyorum."
Canlı kalkan endişesi
Ancak şu anda acil olarak yapılması gereken, kaçırılan 276 kız çocuğunun kurtartarılması. Kız öğrenciler üç haftadan uzun bir zamandır Boko Haram militanlarının elinde ve örgüt lideri Ebubekir Şekau, kızları köle olarak satmak istediklerini söylüyor. Hızla harekete geçilmesi gerekli, ancak bu çok da kolay bir operasyon olmayacak. Zira İslamcı militanların kız çocuklarını canlı kalkan olarak kullanmasından endişe ediliyor.
©Deutsche Welle Türkçe
Katrin Gaensler
DW.DE

Radikal İslamcılar 200'den fazla kişiyi öldürdü
Nijerya’da radikal İslamcı Boko Haram örgütünün düzenlediği saldırıda görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre 200’den fazla kişi hayatını kaybetti. (07.05.2014)

8 kız daha kaçırıldı

Nijerya’da 200’den fazla kız öğrenciyi bulmak için çalışmalar sürerken radikal İslamcı Boko Haram örgütü tarafından 8 kız daha kaçırıldı. (06.05.2014)
Terör foruma gölge düşürdü
Dünya Ekonomik Forumuna ev sahipliği yapan Nijerya güvenlik tedbirlerini artırdı. Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, Boko Haram terörüne seyirci kalmakla eleştiriliyor. Halk, hükümetin adım atmadığını iddia ediyor.

6 Mayıs 2014 Salı

"Öldürmek helal eğitim haram!"

Türk Hava Yolları, internete düşen ve Türkiye’den Nijerya’ya silah taşındığı iddiasını içeren ses kayıtları sonrası “Yasak ülkelere silah taşımıyoruz” derken gözler Nijerya’ya çevrildi. Afrika’nın en büyük petrol üreticisi ülkesi olan Nijerya, aynı zamanda yasa dışı silahların geçiş noktası.

 Ülkede radikal İslamcı Boko Haram (Batılı tarzda eğitim haram) örgütü, hükümeti devirerek şeriat devleti kurmak için son dönemde saldırıları artırdı, militanlar geçen ay 59 öğrenciyi katletmişti.

ÖNCEKİ GÜN internette yayınlanan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Mustafa Varank ile THY Özel Kalem Müdürü Mehmet Karataş arasında olduğu iddia edilen ses kayıtları “Türkiye’den Nijerya’ya silah mı gidiyor” sorularına yol açtı. Karataş, “Onlarca malzeme taşıyorum, Nijerya’ya gidiyor şu anda. Tamam mı?Müslümanları mı Hıristiyanları mı öldürecek, vebal altındayım haberin olsun” diyor. Söz konusu görüşmeyle ilgili THY, “Yasak ülkelere silah taşımıyoruz” açıklaması yaparken, Lagos merkezli İngilizce yayın yapan Nijerya sitesi ‘pmnewsnigeria.com’, AFP ajansının tüm dünyaya geçtiği tape haberini yayınladı. Karataş’ın kendisini suçlu hissettiği belirtilen haberde sızan tapelerin küresel bir oyuncu olmayı hedefleyen THY’nin imajına zarar verebileceği yorumu yapıldı.

PETROL ZENGİNİ FAKİR ÜLKE
Gözler şimdi konuyla ilgili açıklama yapmayan Nijerya’ya çevrildi. Farklı etnik kökenlere ev sahipliği yapan 170 milyon nüfuslu Nijerya, doğal kaynaklar yönünden son derece zengin bir ülke. Afrika’nın en büyük petrol üreticisi olmasına rağmen nüfusunun yarısından fazlası ise günlük iki dolarla yaşıyor. Ülkenin kuzey eyaletlerinde ağırlıklı olarak yoksul Müslümanlar, Kanur ve Hausa etnik grupları yaşıyor. Güneyde petrol kaynaklarının yaklaşık yüzde 90’ının bulunduğu Nijer Deltası ise Hıristiyan nüfusun kontrolünde.

BOKO HARAM KORKUSU
İsmi yerel Hausa dilinde “Batılı tarzda eğitim haram” anlamına gelen Boko Haram isimli radikal İslamcı örgüt ise kuzeyde hükümeti devirip İslami bir ülke kurmak için savaşıyor. 2002’den kurulan örgüt, 2009’dan beri okullar, kiliseler ve Hıristiyan köylerinin yanı sıra, Müslüman köylerine de saldırılar düzenliyor. 10 bin kişinin ölümünden sorumlu tutulan örgütün saldırıları nedeniyle 300 bin kişi evlerini terk etti. Hıristiyan milislerin de misilleme saldırılarıyla Nijerya dini çatışmaların en sert yaşandığı ülkelerden biri.

4 Mayıs 2014 Pazar

Ayosofya ibadete açılsın önerisi.

Bağımsız'dan Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılması için teklif

Burdur Bağımsız Milletvekili Hami Yıldırım, Ayasofya'nın Ayasofya Camii adıyla cami olarak yeniden ibadete açılması için kanun teklifi verdi.

Yıldırım, Ayasofya'nın Camii Olarak Yeniden İbadete Açılmasına İlişkin Kanun Teklifini TBMM Başkanlığına sundu.

Teklifin gerekçesinde Ayasofya Camii'nin Türk Milletinin tarihi kimliğinin bir parçası, ayrılmaz, hatta asli unsurlarından biri olduğu belirtilerek, "Ne var ki bugün hala ibadete kapalı tutulmakta, resmi kayıtlarda müze olarak görülmekte ve fiilen müze olarak kullanılmaktadır" denildi.

Teklif, Ayasofya'nın Ayasofya Camii adıyla cami olarak yeniden ibadete açılmasını öngörüyor.

20 Nisan 2014 Pazar

Leman Sam: Hacca ve umreye gitmem çünkü.

Edirne'ye konser vermek için gelen sanatçı Leman Sam, gösteriş yapmak için hacca ve umreye gidenlere karşı olduğunu ifade etti.


Edirne'de Leman Sam dün geceki konserinin ardından konakladığı otelin çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hac ve umreye gitmediğini, bunun sebepleri olduğunu ifade eden Sam, Arapların bu işi kazanç haline getirdiğini söyledi. Hac ve umreye gidilmesine değil, bunun ticarileştirilmesine karşı olduğunu savunan ünlü sanatçı Leman Sam şunları söyledi:

"Araplar bu işi kazanç haline getirdi. Ben buna karşıyım. Zaten ülkemiz fazla parası olan ülke değil. Gidip de Araplar’a para kaptırmak benim için ters. Hac yapılan yerde büyük büyük oteller yapıldı. Kabe’yi görenler çok pahalı, insanlar lüks elbiseleriyle mücevherleriyle gidip orada birbirlerine hava atıyorlar. Bu artık dini inanç olmaktan çıkmış gibi görünüyor. Zaman zaman, kimisi samimi niyetlerle kimisi şov için gidiyor. Bunlara da karşıyım. Ama en önemlisi yani ben neden bu açıklamayı yapıyorum, genel olarak Atatürk’e ’Dinsiz’, ’Dini şöyle böyle yaptı’ derler. Haksız eleştirilerde bulunurlar buna o kadar kızıyorum anlatamam."

"ATATÜRK ’SAVAŞ SEBEBİ’ DEMİŞTİ"
Atatürk’ün zamanında Hz Muhammed’in evini yıkmak isteyen Araplara karşı çıktığını ifade eden Leman Sam, şöyle devam etti:
"Atatürk zamanında Hz. Muhammed’in evini yıkmak isteyen Arapları, ‘Sakın böyle bir şey yapmayın bu bir savaş sebebidir’ demiş. Bu benim için çok önemlidir. Bu bir büyük liderin insanların kendi dinine olan saygısı ve korumacılığıdır. Bunu hiç kimse fark etmeyip ondan sonra bu mevzunun üzerine de tartışma dönemsi benim için tatsız bir şey tabi. Bana sorarsanız hacca gider misiniz? Hayır gitmem. Herkesin kendine göre bir dini inancı vardır. Ben gitmem yani. Araplara da para kaptırmam. Bunlar çok tartışmalı mevzular. Birçok fakir insan var belki çok gitmek istiyorlar inançları dolayısıyla fakat bir türlü gidemiyorlar.

 Ama bir de burada onun bunun sırtından çala çırpa dolandırarak para kazananlar durmadan oraya gidiyor. Peki onlar cennete gidecek, fakirler cennete gitmeyecekler mi? Bu anlayışlara çok karşıyım. Ben bunları kabul etmiyorum. İstiyorum ki Türk halkı dinini uygulayacaksa biraz düşünerek, araştırarak okuyarak ve muhakeme ederek hayata geçirsin. Tanrı ile  insanın arasına kimsenin girmesine taraftar değilim."

LEMAN SAM’DAN TÜRKÜ ALBÜMÜ GELİYOR
Türkü albümü yapmak için hazırlıklara başladığını belirten Leman Sam, kendisinden bu konuda bir beklenti olduğunu kaydederek, "Bu son albümden sonra yakında bir albüm daha yapacağım. Prodüktörüm proje albüm diyor. Ben bir ara türkü albümü yapmak istiyorum. Oturacağız. Muhtemelen onun dediğini yaptıktan sonra hemen bir türlü albümü yapacağım.

 Çünkü böyle bir beklenti var. Ben de türkü söylemeyi çok seviyorum. Sesime de yakıştığını söylüyorlar. Hayata geçirmek istiyorum. Eski derlemeden hiç hoşlanmam. Kenarda kalmış, pek duyulmamış türküler var. Onlardan bir albüm yapacağım" dedi.

Dinsiz Olduğum İçin Hergün Allah'a Şükrediyorum

Taraf yazarı Ahmet Altan, bugün kaleme aldığı yazısında gösterişli camilerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Yazısında "Evet, yapacağınız büyük camilere gitmeyeceğim." diyen Altan, "Sizin, geceyarılarının kimsesiz camilerinden, sabahın serin sessizliğinden değil de 'çok büyük', 'çok gösterişli' camilerden hoşlanmanızı sorguluyorsam, bunu kötülük olsun diye yapmıyorum." dedi.

İşte Altan kaleme aldığı o yazı;

Son zamanlarda neredeyse her gün bana dinsizliği nasip ettiği için Allah'a şükrediyorum.

"BİZE BURALARA GELMEYİN DİYORLAR"

Dindarlarımızın, kendilerine "mülk" edindikleri, içeriye kimseyi sokmamak için sınırlarına büyük duvarlar ördükleri, teller çektikleri, en uzun minareler, en geniş kubbeler, en görünür camilerle korudukları bahçelerinde dolaşmaya pek vakit bulamadıklarını düşünüyorum çünkü.

Bizim gibilere de "buralara gelmeyin" diyorlar, "bu bahçelerde dolaşmayın"

"Sizin dinden bahsetmeye ne hakkınız var" diye azarlıyorlar bizi.

Allah'ın bahçelerini yasaklıyorlar bize. Niye bu kadar haşinsiniz?

Bizim de o bahçelerde arada bir dolaşmamızın kime zararı var?

"BU SORULARI SORMAYALIM DİYE Mİ O BAHÇELER BİZE YASAK"

Siz en büyük camilerin minarelerinin boyunu hesaplarken, bir seher vakti, küçük bir caminin şadırvanında oturup, serin suların şırıltısını dinleyerek sabah ezanını beklemenin huzurunu tatsak, dininize, dindarlığınıza mı saldırmış oluruz?

Allah'ın evine bir sabah misafirliğimizi de mi çok görüyorsunuz?

Saygıda hiç kusur etmeden size dinle, dindarlıkla ilgili sorular sormamızdan neden gocunuyorsunuz?

Bu soruları sormayalım diye mi o bahçeleri bize yasaklıyorsunuz?

Dini ve dindarlığı anlamaya çalışmamalı mıyız?

Bize anlatılan dinle dindarların davranışları aklımızda yan yana gelemeyince, sorular sormamalı mıyız?

"Bir dinsiz bizi nasıl dinle yargılar" diyorlar. İzin verirseniz ben size kendi kitaplarımdaki çok sevdiğim bir Şeyh Efendi'den ödünç aldığım bir sözle cevap vereyim. "Kimseyi kendi ahlakınla yargılama; herkesi kendi ahlakıyla yargıla."

Bir dindarın yaptıkları, o dindarın ahlakıyla yargılanmazsa neyle yargılanır?

"O CAMİLERDE NAMAZ KILMIYORUM"

İşkenceye sessiz kaldığınızda, cinayetler karşısında sustuğunuzda, acılara arkanızı döndüğünüzde, yaptıklarınızı Allah'ın ve peygamberin sözlerini mihenk alarak yargılamak çok mu büyük haksızlık?

Bir dindarın "amelini" yargılamak için başka bir "ahlak, başka bir ölçü mü var?

Yoksa sizi hiç anlamaya çalışmamalı mıyız, bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Bizim görmemizi istemediğiniz için mi bize o bahçeleri yasaklamak istiyorsunuz?

Evet, o camilerde namaz kılmıyorum.

Evet, yapacağınız büyük camilere gitmeyeceğim.

"BUNU BANA ÇOK MU GÖRECEKSİNİZ?"

Ama ben bir geceyarısı, ışıklarının çoğu sönmüş, kandil misali iki üç lambası yanan bir caminin içinde bağdaş kurup oturarak kendi "hiçliğimle" karşılaşmayı, kendimden dahi vazgeçerek o caminin "sahibine" sığınmayı, ne kubbede, ne minberde, ne duvardaki hatlarda, ne kalın gövdeli sütunlarda aradığım "bir soluğu", bir "sonsuzluğu", gözlerimi diktiğim solgun bir halının şekillerinde görüp hissetmeyi, bunun hazzına bir anlığına da olsa varmayı, bir lahzalığına beni yaratana karışıp kaybolmayı seviyorsam, bunu bana çok mu göreceksiniz?

"Bir dinsizin camide ne işi var" mı diyeceksiniz?

Demeyin.

Seherin serin şadırvanları, geceyarılarının ıssız ve loş camileri herkesin.

Bizi beş vakit oralara davet eden biri var.

Davet vaktinde gelmiyorsak da başka vakitlerde ziyaretimiz, "davet sahibiyle" aramızda bir mesele.

O, kapılarını kapatmak istediğinde kapatır, kapattığı da olmuştur, açmak istediğinde açar, o kapıların muhafızlığını siz yapmayın, haksızlık etmiş olursunuz.

Sizin, geceyarılarının kimsesiz camilerinden, sabahın serin sessizliğinden değil de "çok büyük", "çok gösterişli" camilerden hoşlanmanızı sorguluyorsam, bunu kötülük olsun diye yapmıyorum.

Gerçekten anlamadığım için soruyorum.

Benim o huzuru, o muhteşem sonsuzluğu, zamansızlığı, o hiçliği, yok oluşu, bütün geçmişini ve geleceğini unutabilmeyi o küçücük camilerde bile bulabilmem dinsizliğimden mi? Dindar olsam o camilerde bulamaz mıydım aradığımı?

"BEN CAMİYE GİTTİĞİMDE.."
Ben camiye gittiğimde af dilemeye gitmiyorum, bir iyilik istemeye gitmiyorum, bir yardım için yalvarmıyorum, cennetine talip olmuyorum, cehenneminden sakınmıyorum; ben camiye gittiğimde "her şeye razı olmak" için gidiyorum, teslim olmak için gidiyorum, tek bir anlığına bile olsa o sonsuzluğa karışabilmek, o sonsuzluğun kokusunu duyabilmek için gidiyorum.

Yasak mı edeceksiniz bana oralara gitmeyi?

Bunlardan söz etmeyi yasak mı edeceksiniz?

Bırakın arada bir gideyim, bırakın arada bir anlatayım, bırakın arada bir o sonsuzluğa kendini adamış insanlar olarak "insanların acılarına nasıl bigâne kalabildiğinizi" sorayım.

"YABANCILIĞIMI VURMAYIN YÜZÜME"

Ben o bahçelerin muhafızı değilim, olmayacağım, o bahçelerde gezinmeyi seven biriyim yalnızca.

Bir yabancıyım.

Bir yabancıya bile yabancılığını hissettirmeyen âlicenaplığın misafiriyim.

Yabancılığımı o kadar da vurmayın yüzüme.

Kimseyi "yabancı" görmeyen bir kudretin kulusunuz neticede, bırakın "yabancı" olduğumu ben söyleyeyim, siz bana "ev halkından biri" gibi davranma yüceliğini gösterin, bir camide bulduğumu sizde de aradığım için kızmayın bana, bulduğumdan çok hoşnut olduğum için arıyorum onu, her yerde aradığım için sizde de arıyorum.

19 Nisan 2014 Cumartesi

Fatima'nın Eli nazardan korur mu?

El Sembolü

El motifi genelde duvarlara asılmak üzere yapılan resimlerde kullanılmıştır. Falname’deki bir minyatürde yer alan el motifinde parmakların üstünde yukarıda sözü edilen 5 kişinin adı yazılıdır. 

El simgesi ayrıca İslam’a göre en kutsal 2 kadın olan Hz. Fatıma ve Hz. Meryem’in sembolüdür. İnanışa göre Hz. Meryem İsa Mesih’i doğuracağı sırada tuttuğu dal bir el seklini almıştır. Bunun yanısıra el, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın simgesi olarak da kullanılmıştır. Hangi anlama gelirse gelsin bu simgenin nazarlık olarak insanları kötülüklere karsı koruyacağına inanılmıştır.

El motifinin Hz. Muhammed ve onun ailesine duyulan sevginin bir işareti olarak mezar taşlarına islendiği de belirtilmektedir. Bu mezar taslarının Caferi mezhebine mensup yörelerde yoğunlaştığı görülmektedir. El motifinin aynı zamanda İslam sancağının ellerde taşındığını ve bunun sürekliliğini simgelediği ileri sürülmektedir.

Fatma, kocası Hz. Ali'yi genç ve güzel bir odalıkla görünce o sırada pişirmekte olduğu helvaya şaşkınlıkla elini daldırır ve karıştırmaya başlar. Kocası, durumu fark edince Fatma'nın elini tencereden çıkartır. Fatma'nın eli, yüzyıllardır sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir. Bu nesne genellikle 'Fatma'nın Eli' olarak bilinilirse de Araplar arasında 'Hamse Eli' diye anılır. Hamse, 5 demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu'lar 'Humsa Eli', Musevilerse 'Hameş Eli' ya da 'Miryam'ın Eli' adını vermişlerdir. Kimi kültürlerde yukarıya dönük, kimi kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır."

Fatıma'nın Eli

Fatıma‘nın Eli, nazarlık olarak ve kötülüklerden korunmak, kem bakışlara karşı kullanılır. Hz. Muhammed‘in kızı Hz. Fatıma‘ya gönderme yapılır. Fatıma‘nın eli şans getiren bir tılsım olarak da kullanılmaktadır. Eski Türk‘lerde de Umay Ana‘nın elidir. Umay Ana sıkıntıda ve doğum yapmakta olan kadınlara yardım eder. Fatıma‘nın eli, birçok kültürde, kapılara çizilir. Endülüs‘teki Elhamra Sarayı‘nın girişindeki büyük taş el bir tılsımdır ve en güzel bir örnektir. Yaygın olarak kullanılan nazarlık ve takıdır.

Fatıma’nın elinin kem gözlerden koruduğuna inanılmaktadır. Kapı girişlerinin üzerine kötülükleri koruma amacıyla islenen motif biçimsel olarak Arapça harflerle “Ya Allah” yakarışını anımsatmaktadır.[9][6]

Fatıma'ya yönelik anlatılan mit şöyledir:

"Tanrı kâinatı yarattığında, daha siyah parçaları yokken, yer ve gök su iken, Kandilde bir Nur parladı. Bu nur’un içinde bir kadın gözüktü. Başında bir Taç, 2 kulağında 2 Küpe, belinde de bir Kemer vardı. Cebrail Nur içinde Kadın’ı görünce şaşkınlığa düştü. Hakk’a niyaz etti, kim olduğunu bilmek istedi.
Hakk’tan bir nida geldi; dedi: “Ey Cibril, O, Cennetin Seyyidesi Fatıma-tüz Zehra’dır.”
Cibril sual etti: “Ey Tanrım, ne kadar güzeldir.”
Tanrı buyurdu: “Biz O’nu nur âlâ nur’dan yarattık.”
Cibril sual etti: “Ya Rab, başındaki nedir?”
Tanrı buyurdu: “Başındaki Taç, Tac-ı Devlettir ki bu Muhammed Mustafa’dır.”
Cibril, belindekini sual eyledi.
Hakk buyurdu: “Ya Cibril, belindeki de Kemer olup, Fatıma’nın helâli olan Ali’dir.”
Cibril sual etti: “Kulaklarındaki nedir?”
Hakk buyurdu: “Şebber-ü Şübber (Hasan ve Hüseyin) Cennetin Efendileri.”

Bu mitik anlatımda Fatıma, başında tâcıyla bir kraliçe olarak tanımlanır. Nasıl ki Meryem Ana’ya cennetin kraliçesi denir, aynı şekilde Hz. Muhammed de Fatıma’nın cennet kadınlarının efendisi olduğunu söyler. Babası Hz. Muhammed, ona ayrıca “Ümmü Ebîha” yani "Babasının Annesi" takma adını verir. Ayrıca Hz. Muhammed'in soyu "kevser" olarak nitelenen Fatıma'dan devam eder ve kâh bereket kâh şifa için "Fatıma'nın Eli"nden yardım istenir. Bu benzerlikler ve niteliklerden hareketle Ana Tanrıça arketipiyle Fatıma arasında bir bağ kurulabileceği öne sürülür.[10]

Annemarie Schimmel de, "Tanrı'nın Yeryüzündeki İşaretleri" adlı eserinde Fatma'nın Eli'nin önemine dikkat çekiyor:

"Parlak gümüş ya da altın mücevherler üzerine kazınan ya da kırmızı boyayla çizilen, bazen de evi koruması için duvara çizilen 'Fatma'nın Eli', İslam dünyasında en sevilen muskalardan birine kaynak olmuştur. Bu el, genellikle Sufilerin kullandıkları asa ya da değneklerin baş tarafını oluşturur. Ayrıca Ali ya da 12 İmam'ın isimleri, bazen metal bir 'Fatma'nın Eli'nin üzerine kazınır".

Anadolu'nun pek çok yerinde Fatma'nın Eliyle ilgili inançlar mevcut. Konu hakkında görüşlerini aldığımız Prof. Dr. Beyza Bilgin, halk arasında genellikle kolye olarak kullanılan Fatma'nın Eli'ndeki 5 parmağın, sülalenin 5 üyesi, Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i sembolize ettiğini belirtiyor. "Annem fırına yemek koyarken dahi 'Benim elim değil, Fatma'nın eli koyuyor' derdi. İlaçla geçmeyen ya da ilaca gerek olmayan hastalıkların, Fatma'nın Eli'yle dokunulduğunda, dua okunduğunda iyileşeceğine inanılır" sözleriyse bu inancın ne kadar hayatın içinde olduğunu kanıtlıyor. Prof. Bilgin, Hz. Fatma'nın Hz. Muhammed'in kızı olduğu ve bilgileri ilk elden öğrendiği için önemli olduğunun da altını çiziyor.

Yahudilik'te Hamsa ya da Miryam'ın Eli

Hamsa; İslam ve pagan kültürünün bir ürünü de olmasına rağmen günümüzde Yahudiliğin ve İsrail’in sembolü olarak anılıyor.Açık bir elin içine gömülü olan bir göz şeklinde olan, her kültürde değişik isimleri bulunan Hamsa’nın, Fatma’nın eli ve Miryam’ın eli gibi isimleri bulunuyor. Aynı zamanda İbranicede 5 anlamına “Hamesh” de bu sembol için kullanılan isimlerden biridir.

4 Nisan 2014 Cuma

Sibel Üresin "Yatakta 2 kişi olsun 4 olsun farketmez."

Sibel Üresin'e göre "Cinsellik ibadettir."

Çok eşliliği savunan Üresin Çok eşlilik yasal olsun dedi.
"Eşler arzu ediyorsa ve zorlama yoksa yatakta birden fazla kişiyle cinsellik yaşanabilir.Biz kadınların görevi kocalarımızı mutlu etmektir."

23 Mart 2014 Pazar

İslam haftasına FEMEN damgası


Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen İslam Haftası toplantısına, Ukrayna merkezli aktivist örgüt FEMEN’in eylemi damga vurdu.

Vücutlarına İslam karşıtı mesajlar yazan üç FEMEN üyesi, konferansı bastı. Şeriat yasalarına ve baskıya karşı sloganlar atan eylemciler, sürüklenerek uzaklaştırıldı.


Cübbeli Ahmet Hoca'dan Egemen Bağış'a: Dinsizi donsuzu girmiş aramıza

Cübbeli Ahmet Hoca, Egemen Bağış ile Metehan Demir'in geçtiğimiz günlerde internete düşen telefon tapeleri hakkında oldukça sert açıklamalar yaptı.

'Kuran'ımızla dinimizle alay ediyorlar.' diyen Cübbeli Hoca, bakın hangi sözlerle Egemen Bağış'a ateş püskürdü;

'Bir de herifin biri çıktı şimdi de Bakara makara demiş. Kur'anımızla alay ediyorlar, dinimizle alay ediyorlar. Bakara'ya makara diyor takara diyor. Öbürü de oradan salla bir ayet diyor, Bakara'da çok ayet var diyor, 5'te 6 'da salla diyor, ben çakıyorum diyor. Ne adamlara kaldık, ne belalara kaldık, ne işlere kaldık. Dinsizi donsuzu girmiş aramıza Müslümanlar'dan faydalanmak için. Biz Müslümanlar neden uyanık olmuyoruz, neden adamın sicilini araştırmıyoruz...'

31 Ocak 2014 Cuma

Çarşaflı diploma töreni tartışma yarattı


Sosyal medyada tartışılan görüntü

Batman’ın yerel gazetelerinde bir diploma töreninden fotoğraf yayınlandı. Fotoğraf sosyal medyada tartışma konusu oldu.
Peygamber Sevdalıları ve Kur’an Nesli Platformu’nun düzenlediği bir törende sadece gözleri gözükecek şekilde kara çarşaf giyen 144 genç kadın belge alarak“alime” oldu.
Batman’da bulunan Peygamber Sevdalıları ve Kur’an Nesli Platformu tarafından düzenlenen program çerçevesinde 4 yıldır Sarf, Nahiv, Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi Arapça eğitim alan 144 kadına sertifika verildi.

Diploma alan kızlar sadece gözlerini açıkta bırakan siyah giysilerinin üzerine kenarları sim işli beyaz tülbentler atmıştı. Kızlar birer plaket ile ödüllendirildi.

Üniversite gibi 4 yıllık

Bir düğün salonunda yapılan töreni yalnızca kadınlar ve çocuklar izledi. Diploma alan kızlar sadece gözleri açıkta kalacak şekilde giyinmişti.

'Her eve bir alim'

'Her eve bir alim' sloganıyla başlatılan eğitimde kızlar Arapça'nın yanı sıra İslami alandaki birçok konuda ders gördü.

Sosyal medyada tartışıldı

Batman’ın yerel gazetelerinde yayınlanan bu fotoğraf sosyal medyada tartışma konusu oldu.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Nihat Hatipoğlu: Dövme yaptırmak haramdır


Nihat Hatipoğlu: Dövme haramdır
Abdest alırken çekilen fotoğrafları büyük ses getiren Gökhan Özoğuz'a bir destek de Nihat Hatipoğlu'ndan geldi.

İşte Nihat Hatipoğlu'nun açıklamaları:


Medyada Gökhan diye bir evladımız, delikanlımızın abdest alırken çekilen fotoğrafları yayınlanmış.Medyada da 'senin abdest ile ne işin var' gibi yorumlar yapılmış. Yani nasıl 'abdestler ne işin var senin' Müslüman değil mi o çocuk? Pop sanatçısı oldu diye din mi değiştirecek adam? 'Özür dilerim sanatçı oldum, dinimden vazgeçiyorum' mu diyecek?İnsanları namazlarından, ibadetlerinden dolayı eleştirmek ilkelliktir. İnsanları ibadete zorlamak da o kadar yanlıştır. Efendim neymiş, vücudunda dövme varmış. Ne yapsın yani? Yaptırmasaymış iyiymiş ama şimdi dövme yaptırdı diye bu insan ebediyen ibadetinden vaz mı geçecek? Abdestten vaz mı geçecek? Gusülden vaz mı geçecek? Şu anda dövme yapan yüzbinlerce genç var. Bunlar abdestten, namazdan, gusülden vaz mı geçsinler? Yok öyle bir şey! Dövme haramdır. Peygamber efendimiz yasaklamıştır ama dövmeli olan bir çocuğumuz, evladımız, kardeşimiz, kızımız abdestini alır namazını kılar hiçbir sakıncası yoktur dinen. Keşke dövme yaptırmasaydı o ayrı bir mesele. Fakat yapması abdeste engel değil. Çünkü abdestte, gusülde önemli olan suyun deriye ulaşması. Su deriye değdikten sonra abdest ve gusül geçerlidir. Bitti!

Başka bir mevzu da, delikanlının kafasında takkesi var. Efendim falanca tasavvuf ekolüne mensupmuş... Ne oldu? Kıyamet mi koptu? İsteyen kişi, istediği yere mensup olur. Tasavvufa girer, başka bir derneğe girer, hizmet eder, Allah'a zikreder... Tasavvuf kötü bir şey midir? Doğru uygulanırsa tasavvuf benim başımın tacıdır. İstismar edilen her şeye karşıyız. Bir sanatçı, bir futbolcu camiye gittiğinde tü kaka, başka bir yere gittiğinde ne kadar ilerici, ne kadar aydın...Hadi canım hikaye bunlar!Allah'a iman eden bir insan kendini bulmak için allah'ın mekanına gidiyorsa ben o insanın alnından öperim, ellerini öperim. Benden küçük bile olsa... O Allah'a iman ediyor. Niyeti Allah ise karışmayın, aradan çekilin. Kul ile Allah arasına girmeyin. Ne zorlayın, ne yapana engel olun. İslam budur! Onun için o hoşgörüyü, birbirimize el atmayı, birbirimizin kirlerini temizlemeyi, birbirimizin açığını kapatmayı ilke haline getirelim. Birbirimizin açığını, gediğini bulmaktan, nasıl bu adama vurayım, nasıl bu adamı devireyim diye düşünmekten vazgeçin. Ben gençlerimizi seviyorum, Allah yollarını açık etsin.